lajvard

http://fwd4.me/2Ra

karşılaştırmalı primer analizi.

(kaynak: xkcd)

karşılaştırmasız olanı da bu.


[Flash 10 is required to watch video]

all this has happened before.

(Source: perfectchain)


Via perfect chain

eylül 2009.
kimdir nedir en ufak bir fikrim yok. neyse ki adını yazmayı akıl etmişim.

eylül 2009.

kimdir nedir en ufak bir fikrim yok. neyse ki adını yazmayı akıl etmişim.


bu heykel kemer’e her gidişimde farklı bir yerde oluyor. şükür ki bizim kurum yıllardır aynı oteli seçiyor da aklım karışmadan dönebiliyorum.

ilk tanışmamızda çınarlı kavşağındaydı. sonra sahile yakın bir parkta çıktı karşıma. geçen hafta baktım, kaldığım otelin önünde. hani geliş yönü açısı falan müsait, gelecek sefer odamda bulabilirim. odada aşk yağmuru, herşey dahil konsepti anlam kazanır birden. müşteri memnuniyetinde daha ötesi yok.

peki neden memnun değil kimse? neden hala istenmiyor?

çünkü müstehcen, abdest bozuyor, ahlak bozuyor, niyet bozuyor? iyi de her gece otellerin önünden otobüsler kalkıyor köpük banyolarına. onlara hiç laf eden yok. işin aslı birsen tezer’den gelsin: “aşk bu değil” kardeşim. bu olsa olsa geceleri kısık sesle yapılan reklamın açık yüreklilikle vaati. memleketinde yaşayamadığını burada yaşa diyor. tuhaftır, geceleri “30 rus bayan dansçı geldi, köpük de var” lafıyla kapılara dökülen erkekler, gün ağarınca abdest yineleyip tövbe çektiklerinden burun kıvırıyorlar heykele. zaten, dönen kavganın ele güne karşı azıcık muhafazakar görünme kaygısından başka amacı kalmamış. ortada kemer’in nasıl pazarlanacağı ile ilgili bir ihtilaf yok ki. esnaftan siyasetçisine herkes hemfikir.

sonuç; bence de aşk yağmuru eski yerine konmasın. izbe bir kavşaktan ziyade, sahildeki parka daha çok yakışıyor çünkü. ayrıca buna estetik değil diyen büstten öte heykelle tanışmamıştır. nesi var ayol?








jaunteleyin bakalım, gully foyle geliyor.

the stars my destination filminin yolda olduğunu öğrendiğimde sesli bir “nihayet” kaçırdım ağzımdan. haberin tarihine bakmayı akıl etmesem şu anda size müjde veriyor olabilirdim.

önce kitap. alfred bester’in romanı 1956’da, ingiltere’de “tiger! tiger!” adıyla yayımlanmış. 1957 amerika baskısında kendine yeni bir isim edinmiş: “the stars my destination”.  içerik: telepatlar, ışınlanma, zamanda yolculuk, suç, aksiyon, intikam, bir anti-kahraman ve çevresini saran güzel hatunlar. evet, anahtar kelimeleriniz bunlar.

çeviri genel anlamda iyiyken argo kısımlara hakim olan “annadınmı olum, ben varya seni naparım biliyonmu” tarzı yüzünden uzun süre romana yakışır bir karakter canlandıramamıştım kafamda. her cümleyi hafız diye bitiren liseli ergen hayal etmeyi deneyin, elinizdeki başyapıtın tadı kaçıyor mu kaçmıyor mu? çevirenin suçu değil, buralarda sicilya aksanıyla konuşan serseri eksikliği var azizim. bir tarz, bir dokunuş lazım sokaklarımıza. nesil yetiştirenlerin aklında bulunsun.

filme dönelim. proje imdb 2012 takviminde in development  görünmeye devam ediyor. beklemekten sıkılıp filme 5.8 puan veren sinema sitesi bile var. ayıp etmişler, üyeliğim olsa 8’i basmıştım ben. özetle, umudumu başka bahara erteledim. ve yine bu umut sayesindedir ki farklı baskıların kapaklarından kitap ayracı yaptım. esasında ilk işim hazır kolaj aramak olmuştu. alttan dört sıra kopi pest. (kitap kapakları ve film afişlerini derli toplu bulacağım bir site biliyorsanız: lajvardd@gmail.com)

*çizgi roman ve radyo programı hakkında detayları öğrenmek isteyenlere arama motoru hediye ediyorum.




elveda ay elveda feza film kuşağı

  1. moon
  2. sunshine
  3. the empire strikes back
  4. serenity
  5. pitch black
  6. total recall
  7. stargate
  8. wall-e
  9. star trek
  10. district 9
  11. türkün uzayla imtihanı (mansiyon)

(görsel: sunshine)


(ağustos 2009’dan kalmaymış. geçen seneden yazacaktım oysa ben.)


a thousand years, a thousand more,
a thousand times a million doors to eternity
i may have lived a thousand lives, a thousand times
an endless turning stairway climbs
to a tower of souls
if it takes another thousand years, a thousand wars,
the towers rise to numberless floors in space
i could shed another million tears, a million breaths,
a million names but only one truth to face

a million roads, a million fears
a million suns, ten million years of uncertainty
i could speak a million lies, a million songs,
a million rights, a million wrongs in this balance of time
but if there was a single truth, a single light
a single thought, a singular touch of grace
then following this single point , this single flame,
the single haunted memory of your face

i still love you
i still want you
a thousand times the mysteries unfold themselves
like galaxies in my head

i may be numberless, i may be innocent
i may know many things, i may be ignorant
or i could ride with kings and conquer many lands
or win this world at cards and let it slip my hands
i could be cannon food, destroyed a thousand times
reborn as fortune’s child to judge another’s crimes
or wear this pilgrim’s cloak, or be a common thief
i’ve kept this single faith, i have but one belief

i still love you
i still want you
a thousand times the mysteries unfold themselves
like galaxies in my head
on and on the mysteries unwind themselves
eternities still unsaid
‘til you love me




hayyam pasajında nikon’a dair ne sorduysam yok cevabını aldım. çok tuhaf bir rüyaydı. uyanmayı bekliyorum.


başlamış, hiç haber vermiyorsunuz?



19.03.2012 mesai raporu:

samurayım stajyerin çöp ninjasını yere serdi.


(kalem & gimp. bazı düzeltmelere ihtiyacı olduğunun kendisi de farkında.)



eve no jikan




bir şekilde, şu anın geleceğini hep biliyordum.

(Source: popculturecrack)


110
To Tumblr, Love Metalab